Main Menu

Gazeteci – Yazar – Belgesel Yönetmeni Tuluhan Tekelioğlu

 

“Yapabilirsiniz… Kadın varsa imkansız yoktur”

 

Siz yıllardır hayatımızdasınız ama biz biraz daha derinini sizden dinlesek? Kimdir Tuluhan Tekelioğlu?

Selanik göçmeniyim. İdolüm anneannem. “Düşmanına ekmek vereceksin” derdi. Ailenin tek kızı olarak bu ülkeye gelmiş ve Kapadokya’ya yerleşmiş. Göçmen ruhu ve survivor karakteri onu çok insana değer kılardı. Çok insanın hayatını değiştirdi. İş bulurdu işsizlere. İnsanları evlendirirdi. İnanılmaz bir karakterdi. 7 çocuk yapmış. Hayata sıkı sıkı tutunurdu. O yüzden benim idolümdü. 99 yaşında kaybettik. Mezarını ziyaret ettiğimde bir kuşburnu ağacı çıktığını gördüm. Kıpkırmızıydı. Sadece onun mezarında çıkmış bu. “Yine burada da hayat veriyorsun anneanne” dedim. Onu örnek alan bir insanım. Hayatta çok meraklı bir insan oldum. O yüzden tutkuyla gazetecilik yaptım. Son zamanlarda gazetecilik yaptırılmadığımız bir dönemde, 2013 yılında işsiz bırakılan 10 bin gazeteciden biriyim. Ama ne şanslıyım ki bestesini yapabilen bir şarkıcı gibi ben belgeselcilik yolunda mesleğimi icra etmeye devam ediyorum.

 

Belgesel çekmek nerden geldi aklınıza?

 

2010 yılında yani 40’ıma yaklaşırken “40’ında 40 Kadın” belgeselini çektim. Benim ilk belgeselim hiç beklenmeyecek bir ilgi uyandırdı. Dünya’da film festivallerinde ödüller aldı. İran Film Festivali’nde… Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gösterildi. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde gösterildi. İlk Türkiye Odalar Borsalar Birliği Kadın Girişimciler Kurulu’nun desteğiyle 81 ilde gösterime girdi ve çok büyük yankı uyandırdı. Aslında teknik olarak çok parlak değil ancak içerik olarak çok güçlü bir film. 40’ında 40 Kadın’dan sonra çok hızlı ilerledi benim belgeselcilik hayatım. İyi ki de böyle olmuş. Sonra burada Antalya’da bir organ nakli belgeseli çektim. Adı “ Yeni Hayat” tır. Türkiye’nin ilk organ nakli belgeselidir. İnsanın insana verebileceği en güzel hediye yeni hayat dedik. Türkiye’deki organ bağışını sadece bu filmle milyonda 3’ten 5’e çıkardık. Bizzat filmi izleyen insanlar organlarını bağışladılar. Türkiye’ye 1000 organ bağışçısı kazandırdık. Ondan sonra ben belgeselin insanlara dokunduğunu gördüm.

 

Yani şimdi gazetecilik mi ? Televizyonculuk mu? Belgeselcilik mi? desek…

 

Gazetecilik diyorum. Çünkü belgesel de bir gazetecilik mecrasıdır. Bugün aslında mesleği yaptırılmayan birçok insan için yollar var. İllaki bir kurumun çatısı altında gazetecilik yapmanız gerekmiyor. Ben 2007 yılından bu yana bağımsız gazeteciyim. Çalıştığım bütün yayın kurumlarıyla serbest meslek makbuzu karşılığı çalıştım. Yani girişimci olarak çalıştım. Bağımsız olarak çalıştım yani kendimi sadece ve sadece mesleğime ait hissediyorum. Hiçbir kurumda da bugün etik olarak gazetecilik yapılabileceğini düşünmüyorum. Hiçbir televizyon kanalı ve hiçbir gazetede… O yüzden de belgeselcilikle hayatıma devam ediyorum. Girişimci oldum. Hayat beni girişimci yaptı. Dolayısıyla belgesel projelerini kendim hazırlıyorum. Ekibime iş sağlıyorum. Her belgesel bittiği zaman Türkiye’ye oradan da dünyaya yayılıyor. Belgeselciği Türkiye’ye sevdirdiğimi düşünüyorum. Demek ki bir kadın bunu başarabiliyor. Çünkü belgesel bir erkek işi gibi görünür genelde. Ama mesleğinize tutkuyla bağlıysanız eğer. Her işte başarılı olma ihtimaliniz çok yüksek.

 

Belgesellerinizin bu kadar ses getirmesini ne ile ilişkilendiriyorsunuz?

 

İnsan… Yani insanlar karşılarındaki insanda kendilerini görüyorlar. Kendileriyle yüzleşiyorlar. Tüm belgesellerim yüzleşme belgeselidir benim. 40’ında 40 Kadın’da şunu söylüyordum: “sen neye hazırsan hayatta senin için o şeye hazırdır” Sonrasında “50’sinde Erkek” belgeseli geldi. O zamanlar Türkiye’de daha neşeli ve keyifli işler yapılabiliyordu. O da çok renkli ve erkeklerin kendiyle yüzleştiği bir belgeseldi. Dünyada ilk erkeklerle ilgili yapılan belgeseldir. Sonra “Yeni Hayat” geldi. O da şu cümle ile başlar “Başkaları için kendinizi unutursanız sizi daima hatırlayacaklardır”. Dostoyevski’nin bir sözüdür bu. Biz başkaları için fedakarlık yapmayı unuttuk. Vicdanımızı unuttuk. Değerlerimizi kaybettik son 15 yılda. Bu organ nakli bunu da hatırlatıyor insanlara. Hem de şuan Türkiye’de organ bulunamadığı için her gün 10 kişi hayatını kaybediyor. Bu gerçeği de söylüyor. Daha sonra “ İstenmeyen Kişi” diye bir belgesel çektim. O da bulunduğumuz durumu, Türkiye’yi ve işsiz bırakılan gazetecileri anlatan biraz da bizim sektörün 3 boyutlu selfie’si dediğim bir yüzleşme filmiydi.  Patronundan muhabirine kadar, sektörün içinden insanlar buna tanıklık ettiler. Buna Aydın Doğan da dahildi. Can Dündar gibi isimler yer aldı. Daha sonra sanata ve sanatçılara uygulanan sansürü anlatan “Üvey Evlat” geldi ve şunu söylüyor “ Nerede türkü söyleyen bir insan görürsen git yanına otur çünkü kötü insanların türküleri yoktur”. Neşet Ertaş’ın bir sözü bu. Bu film de yurtdışındaki tüm festivallerde oldukça ilgi gördü. Ben daha geçen hafta Paris’te bu filmle Paris Film Festivali’ndeydim. Üvey Evlat’ın kitabı çıktı Kırmızı Kedi’den. Mutluyum çünkü döneme tanıklık eden bir kitaptır. Şuan yeni çıktığı halde 2. Baskısı olan bir kitap. Her yıl bir belgesel çekiyorum ve onun kitabını yapıyorum. Son dönemde artık umuda ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm için Türkiye’ye kadınların üzerinden bir umut filmi çekmek istedim. Kışın çektik. Çok şanslıydık ki hava bize çok yardımcı oldu. Tunceli, Adıyaman, Mersin Toroslar… Gerçekten hava çok güzeldi. Kars’a kar yağdı bir tek. Ki ben karlar altında Kars’ı çekmek istiyordum. Bunu bir kadın filmi olarak nitelendirenler var. Bu bir kadın filmi değildir. Kadınların olduğu yerde cesaret vardır. Ülkemize cesaretin kadınlar tarafından bulaştırılacağını düşünüyorum. Kadınlar üzerinden böyle bir filmin ülkemizi değiştireceğini düşündüğüm için böyle bir film çektim. 1 Mart’ta İstanbul Kanyon Sinema’da galasını yaptık. Çok büyük ilgi uyandırdı ve gösterimine ilk Hatay’dan başladık. O bölge çok özel bir bölge. Tüm kentlerden teklif alıyorum. CNN Türk’te ve Halk Tv’de gösterildi. Çok yeni bir film olmasına rağmen yapabilirsin umudu ile her yere bulaşıyor.

 

Var mı yeni bir proje?

Tabi ki var. Gençleri çekmek istiyorum. Yani gençlerin sesini duymayı unuttuk. Büyük bir tutkuyla gençlerin içindeki, enerjiyi, cesareti ve aslında onların “Ben varım” dediklerini insanlara duyurmak istiyorum. Çünkü bizim geleceğimiz gençler. Bununla ilgili bir belgesel hazırlığındayım. Eylül ayında da buna başlayacağım.

 

Bu güne kadar imza attığınız işleri hayal etmiş miydiniz? Ve daha ne gibi hayalleriniz var?

Evet. Çok enteresan. 14 yaşımda Ankara’da televizyonda Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün’ünü izlerken “Ben onunla çalışacağım” demişim anneme. İstanbul’da yaşayacağım, televizyonda çalışacağım, evimin önünden gemiler tankerler geçecek ve Mehmet Ali Biran ile çalışacağım demiştim. Hepsi gerçekleşti. Aslında söz çok önemli. O yüzden söylediğinin sözcüklerin iyi ve olumlu şeyler olmasına dikkat edin. Ben ne söylediysem hayatımda o gerçekleşti. Hayal edin. Her şey hayal etmekle başlar. İstanbul’a 2 bavulla geldim. Babam yapamazsın dedi. Aradan 23 yıl geçmiş. Beni haberciliğe taşıyan Mehmet Ali Birand’dır. Onunla çok güzel bir dönem geçirdim. Oğluma da söylediğim gibi biraz farklı olmak lazım. Farklı olduğunuz zaman farkınızla insanlar sizi takdir ediyorlar. Hiçbir zaman normal düşünmedim her zaman biraz farklı düşündüm.

 

Köşe yazarlığı üzerine ne düşünüyorsunuz?

Köşe yazarı olmak istemedim. Bir dönem, Ufuk Gürdemir zamanında köşe yazarlığı yaptım ama … Çok yıl televizyon yayıncılığı yaptım. Günde 5 konuk alırdım. Her gün bir buçuk saat canlı yayın yaptığınızı düşünün. Bu bir yandan sizi bir yerlere taşıyor. Bilinir tanınır bir yüz oluyorsunuz. Aslında çok yıpratıcı ve sizi rutinleştiren bir durum. Bir dönem için bu doğruymuş. Çok insan tanıdım. Çok insana dokundum. Kampanyalar yaptım televizyon programlarında. Kütüphaneler açtım. Kitaplar topladım. Ama şimdi şuna inanıyorum ki bir işe konsantre olursanız eğer bir eser ortaya çıkarıyorsunuz ve o daha kalıcı oluyor. Bu yüzden işin biraz daha sosyal girişimcilik ve sanat tarafına kaydım. Her belgesel bir sanat eseridir aslında. Bütün zamanınızı buna ayırdığınız zaman diğerlerinden çok daha yürekli ve güzel bir sonuç alıyorsunuz. Bunu tercih ediyorum.

 

Çok teşekkür ederim bu şahane sohbet için var mı eklemek istediğiniz bir şey?

 

Yapabilirsiniz… Kadın varsa imkansız yoktur. Ben kadınlara cesaretin bulaşıcı olduğunu düşünüyorum ve şuan yüreklendiriyorum onları. Onların da diğerlerini yüreklendireceğine inanıyorum. Bütün içimizdeki cesareti ve gücü fark ettiğimizde harekete geçmemiz gerekiyor. Harekete geçtiğimizde enginlere sığmıyoruz. Biz yapabilirsek bu ülke bir adım daha ileriye gidecektir.

Comments

comments

Siz ne dersiniz?