Main Menu

Kaygı Duruşu

Pilavsız kuru fasülye gibiyim.
Şansal’sız Erman ya da rakısız balık gibi de sayılabilirim.
Keyifsizim anlayacağınız, cansız tuzsuz ve ruhsuzum.
Bir çoğunuzdan farklı değilim  yani;
Öfkelenmekten artan zamanlarda ağlamaklı, yorgun ve düşünceliyim.
Bir an unutup da bir şeye gülümsesem günaha girdim zannetmekteyim.
Bir cahilin “ortanca” fikirlerinde gırtlanlanıyor, aynı görgüsüzün paralı ve pahalı
güllerinde boğuluyorum.
“Bir kereden bir şey olmaz” diyenlere  bir kereliğine bir şey yapmak istiyorum.
Yaz saati uygulamasına saygı duymuyorum.
Kahvenin selülit yapmasına da saygı duymuyorum
Saygısızım ben;
İtiraf ediyorum.
Saygısız olduğum için nazımı geçirebildiğime mayın yasağı getiriyorum.
Mayını zimmetime geçirip ben kullanıyorum.
Nasılsın diye sorduklarında cevap bile vermiyorum.
Meraktan patlasınlar istiyorum.
Ben yaptım oldu diyorum.
Kötülüğün vitamini kabuğundaymış  buna bayılıyorum
Bakın yavaş yavaş deliriyorum
Tüm gün ekran karşısında kaygı duruşu,
Sonra olay yerlerinde ki saygı duruşu arasında, mezdeke üstü döner kafasına
ulaşıyor olmam hayra alamet olmasa da takmıyorum.
Bana olan neki?
Tüm memleketin gazı kaçmış ben kimim ki?
Bu kadar üzüntünün sonu ne olur ki?
Dağ başını duman almış ta
Gümüş dereye ne oldu peki?
İnsan dediğinin ölümü bu kadar ucuz mu ki?
Seviye tespiti insan üzerinde yapılmıyor mu ki?
Zerafet, nicelik, merhamet, uzak ülkelerin köyü mü ki?
Hasret dediğin  sıradan  huzura bu kadar şiddetle duyulur mu ki?
Mutsuzluk, huzursuzluk salgın gibi tüm ülkenin üzerine sağnak şekilde yağınca
Islanmayan kalırmı ki?
En zor soru ise
Şemsiye artık kolay kolay açılır da bizleri özgür mutlu çağdaş günlere taşıyıp
Bu kötü hatıraları
Unutturur da yüzümüzü tekrar güldürür mü ki?

Comments

comments